| « Eurobike 2008 Foto Galeri | Hoşgeldin Doping » |
![]() |
Aslında başka yerde yazmalıydım bu yazıyı... Yazılmalıydı bu yazı. Geçenlerde bir forum sayfasında ölen bir kişinin adını yazdım. Tanıyanı çıkmadı pek. Galiba o siteden 2 kişi. Bahsettiğim kişi eski bir Türkiye birincisi. |
Devamı:
Daha doğrusu Türkiye’nin ilk yıldızlar birincisi. Hazim Güler. Yazının bulunduğu yer itibarıyla konuya Hazim’in son 10 yılında hiç (yazıyla sıfır) yer kaplamayan bir konu bisiklet. Hayatımda gördüğüm bisiklet üzerine, ununu elemiş, eleğini asmış tek kişiydi. Bilen bilir, hayatınız seleyle gidon arasına sıkıştığında artık kaçamazsınız. Bu durum sadece otomobilden yavaş, yürüyüşten hızlı bir bakış açısı değildir artık. İçten içe kullanıcılarının tamamı şunu bilir: Bisiklet bir spordur. Bütün sporlar “bugün benim için ne yaptın” diye sorar. “ Bay 7 tur bir arada” nın bile gazeteci azarlarken sarf ettiği “sen, koltuktaki patates çuvalı” içerikli uzun monologunda kullandığı “yılbaşında ne yapıyordun? Ben bisiklet sürüyordum, kabotaj bayramında ne yapıyordun, ben bisiklet sürüyordum” kelimesi bile kişinin içindeki savaşı gösteriyor.
Peki, soru şu: yarışı o yaşta sahip olduğu yarışma tarzıyla (ki çok şıktı) kazanmış olan bir kişi, üzerinden takribi 10 yıl geçtikten sonra unutuluyorsa, 50 km sürüp de otorite olmuş pek çok arkadaşımızın çabası nedir? Hadi bir alıntı, en babayiğidi 1000 yıl yaşayacak eser bırakan sanatçılardaki hırs nedir, bize ışığını 1000 ışık yılında gönderen yıldız varken. Bu alıntının nedeni, sanatçıdaki ölümsüzlük hırsını sporcunun varolma çabasına benzetmemdir, belirteyim.
Son olarak, eğer hatırlanmak istiyorsak, hatırlamalıyız.